Aklımın Ucundan Geçenler

Elma

Haziran 24th, 2008
Elma

Franklin bir çocuğa bir elma vermiş.
Çocuk çok sevinmiş. Bir elma daha
vermiş.Çocuk daha çok sevinmiş.

Bir elma daha verince çocuk sevinçten
deliye dönmüş. Ve bir elma daha verince,
çocuk dört elmayı elinde zapt edememiş,
sonuncusunu düşürmüş yere…Bu sefer
ağlamaya başlamış çocuk.

Hayat böyledir işte…Hayal etmediğimiz
bir saadete eriştikten sonra, onun bir
lokmasını dahi kaybetmek bizi perişan eder.
“Keyifler değildir yaşamı değerli yapan.
Yaşamdır,keyif almayı değerli kılan ”

Mayıs 7th, 2008

ddd
Seda Sayan ile türkücü Onur Şan’ın evleneceği yönünde çıkan haberler üzerine erkek tarafı isyan etti.
Sayan ile kendisinden 20 yaş küçük Şan’ın önümüzdeki Cumartesi günü Çırağan Sarayı’nda evleneceği haberi büyük yankı yarattı. Vatan’ın haberine göre erkek tarafı bu ilişkiden çok rahatsız.
Henüz evlilik gerçekleşmeden Şan Ailesi’nde sesler yükselmeye başladı. Bu ilişkiye en çok karşı çıkan Onur Şan’ın isim babası ve aynı zamanda amcası Ömer Şan. Türk Halk Müziği’nin usta yorumcularından olan TRT sanatçısı Ömer Şan, oldukça öfkeli:
“Onur’un babasıyla annesinin evlenmesini sağlayan benim. Babasını ben büyüttüm, ben okuttum. Onur’un ismini de büyüyünce onurlu bir adam olsun diye ben koydum ama bir şey diyemeyeceğim. Bu ilişkisini tasvip etmiyorum. Çünkü Seda Hanım’ın belki 10 evliliği var. 5’i nikahlı 5’i nikahsız. Onur önce gelip bana danıştı. Yanıma geldi ’amca uzun zamandır Seda ile konuşuyoruz’dedi. Benim küçük kızımın adı da Seda. O öyle deyince ben de ’Bir mevzu olmuş herhalde kızım Seda da biliyor’ diye algıladım. ’Seda Sayan’la beraberim’deyince şok oldum, hala şoktayım. Bunun üzerine ona ’İnsanlar herkesle evlenebilir. Sen bilirsin’dedim. Onur daha çocuk. Böyle ciddi bir şey olacağı aklımın ucundan geçmezdi. Arkadaş olarak onayladım ama evlilik kesinlikle olmasın dedim. Çünkü Seda’nın hayatı belli. Bundan önce Nihat Doğan diye bir çocukla iki sene çıktı. Onur pırıl pırıl bir çocuk. Onur yarın çocuk da isteyecek ama Seda çocuk yapacak durumda değil. Onur’un anası yaşında, anasından büyük. Babası da ne yapacağını bilemiyor. Anne baba çok olumlu sayılmazlar ama çocuklarının mutlu olmasını istiyorlar. Ama beni onların düğününde göremezsiniz. Çünkü bu birliktelik Onur’a ilerisi için daha büyük zararlar verecek. Onur daha çok küçük 26 yaşında.

Bilimde Doğrulama mı, Yanlışlama mı?

Mayıs 7th, 2008

Bilim, yöntemle elde edilen ve pratikle doğrulanan bilgi midir?

Nedir bilimsel yöntem?

1. Evrendeki bir fenomene ait gözlem yapılır

2. Bu fenomene dair, gözlemler ile tutarlı, ancak kesin olmayan, hipotez adında bir açıklama getirilir

3. Hipotez kontrollü deneyler ile yoklanır

4. Sonuçlar değerlendirilir. Deneyler hipotezi yanlışlarsa 2. ve 3. adımlar tekrarlanır, yanlışlamazsa hipotez kuram haline gelir

Peki bu tek ve mutlak bir yöntem midir? Değildir, bilimsel araştırmanın tek bir yöntemi yoktur fakat üretilen bilginin ‘bilimsel bilgi’ yada ‘bilimsel doğru’ niteliği kazanabilmesi için pratikle sınanma zorunluluğu her zaman vardır. Ancak bir önermenin bilimsellik ölçütü doğrulanabilir olması değil, yanlışlanabilir olmasıdır. Bilimde doğrulama ilkesi artık terk edilmiştir. Neden? Çünkü herhangi bir önermeyi doğrulayacak kanıtlar aranırsa her zaman bulunabilir. Bir gözlem ile doğrulanmış olması, önermenin doğru olduğunu kesin olarak göstermez.

Bugün bilimde kanıtlama yoktur. Bilim; ölçüm ve sonuçları, benzer koşullarda daima aynı sonuçları verecek şekilde tekrarlanabilir varsayımlar üzerine kurulmuştur. Yanlışlanamadıkları sürece bunları ‘doğru’ olarak kabul eder. Bilimciler varsayımlar ortaya atarlar. Bir varsayımın ‘doğru’ olduğunun kesin olarak anlaşılabilmesi sonsuz sayıda uyumlu gözlemi gerektirir fakat yanlış olduğunun anlaşılması için tek bir ters gözlem yeter. Yanlışlanan varsayımlar hemen ayıklanır, sınavı geçenler kullanımda kalır ve şimdilik ‘doğru’ kabul edilir, ta ki ters bir gözlem onu da geçersiz kılıncaya kadar. Bu proses tıpkı doğal seleksiyonun biyolojik evrim için oynadığı fonksiyona benzer. Doğaya en iyi uyum sağlayan canlıların hayatta kalıp, diğerlerinin doğal seleksiyona maruz kalarak nesli tükendiği gibi, en hatasız bilimsel kuramlar yürürlükte kalır, diğerleri ise yanlışlanarak terk edilir. Bilim böyle ilerler.

Ancak bilim, hiçbir zaman gerçeklere ulaştığını iddia etmez. Bilim, gerçeklerin bütünüyle kavranamayacağını, olsa olsa onlara yaklaşılabileceğini artık kabul etmiştir. Bu sebeple bilim, araştırdığı konuda ‘gerçeğe en yakın’ı bulma çabasıdır.

Modern bilimin gereği, bu çabanın yanlışlanabilmeye açık biçimde formüle edilen önermelerle yürütülmesidir. Örneğin A. Einstein’in önermeleri test edilebilir, yanlışlamaya açık ve eleştirel yaklaşımlara izin veren bilimsel bir yapıya sahiptir. A. Einstein, kendi kuramlarının da bir gün yanlışlanarak, daha kapsamlı, gerçeğe daha yakın bir kuramın ortaya çıkacağını israrla söylemiştir.

İşte bilimi her çeşit ‘–izm’den ayıran en önemli niteliği, kendi bulgularına eleştirel yaklaşan, onları çürütmeye çalışan tek etkinlik olmasıdır. Tüm ideolojiler kendi iddialarına yönelik bir kesinlik taşır ve eleştiriye açık bir yapıda değildirler. Bilim ise her an değişebilen ve gelişen bir faaliyet ve bilgi kütlesidir. Bu nedenle bilim hakkındaki bugün için en açıklayıcı olduğunu varsaydığımız tanımlar bile ileri bir tarihte işlevlerini yitirerek kullanılmaz hale gelebilir.

Bilim bir yol gösterici midir? Doğruya giden tek yol bilim midir? Bilim bize evrenin nasıl işlediğini açıklar. Ancak felsefe olmadan, tek başına bilim insanlığı yıkıma bile götürebilir. Örneğin bilim, atomu nasıl parçalayacağınızı ve bunun sonucunun ne olacağını ortaya koyar ancak bununla atom bombası yapıp yapmamak veya kullanıp kullanmamak felsefi bir konudur. Bilim bununla ilgilenmez. Bilim nesneldir, bu yüzden de bir yol gösterici değildir.

Kerem Göksel

Otoparkta sünnette ölçüyü kaçırdılar

Nisan 26th, 2008

Bursa’nın Yıldırım ilçesi Dikkaldırım mahallesinde C.N. adlı baba, 10 yaşındaki oğlunu sünnet ettirmek üzere mahallede sünnetçi olarak tanınan kişiyle anlaştı. Bu kişinin, 26 Ağustos Pazar günü çocuğun oturduğu sitenin otoparkında bulunan odada yaptığı sünnet sırasında, cinsel organın üçte biri kesilerek koptu. Talihsiz çocuk Uludağ Üniversitesi (U.Ü.) Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Cinsel organının parçası yerine dikilen çocuk, Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde tedaviye alındı. Baba C.N., “Çok iyi sünnetçidir’ dediler. Böyle olacağı aklımın ucundan geçmezdi. İki hastane dolaştıktan sonra üniversiteye götürdük. Orada yapılan müdahaleyle oğlum kurtuldu. Sünneti yapan kişiyle ilgili ne yapacağımıza ise karar vermedik” dedi.

Aslında Bakan bey et yedi.

Nisan 26th, 2008

‘BAKAN ASLINDA ET YEDİ’
Aslında Bakan bey et yedi. Etin yanında garnitür olarak bazen yeşillik, bazen ızgara sebze bazen de risotto ikram ediyoruz. O gün özendiğimiz için risottoyu tercih ettik. Aklımın ucundan bile geçmedi içinde içki olduğu için bakan bey’in bu yemeği yemeyeceği. 27 yıllık aşçılık hayatımda ilk kez böyle bir şey başıma geliyor.” Peki risottolu yemek nasıl olay olmuş? Bakan ve bürokratları için otelin teras salonunda özel verilen yemeğe mönüyü bakanlık görevlileri belirlemiş. Ama ana yemeğin yanındakileri kontrol etmemişler. Bakan Güneş etinin yanındaki “Bir çeşit pilavı” hemen bitirmiş. Sonra otel görevlilerine bu çok beğendiği pilavın nasıl yapıldığını sormuş. “Masanın hemen yakınındaki bir garson ‘Onun içinde içki var’ dedi” sözü dedikodudan ibaret, çünkü öyle olmamış. Şef garson mutfağa gidip aşçıbaşıdan risottonun tam tarifini öğrenmiş ve tekrar masaya dönüp bakana anlatmış. Pilavın içindekileri tek tek sayarken “pirinçler beyaz şarapta bekletiliyor” deyince bakan köpürmüş. “bana şaraplı yemek mi yedirdiniz?”